Prof. Dr. Aynur Özge
Geçenlerde yetmişli yaşlarının sonlarında bir hastam kontrol için kliniğime geldi. Muayene bittikten sonra tam odadan çıkarken dönüp gülümseyerek şöyle dedi:
“Hocam, yaşlanmaktan korkmuyorum. Yeter ki kendi işimi kendim görebileyim, KİMSEYE MUHTAÇ OLMAYAYIM.”
Aslında hepimizin dileği bu değil mi?
Çünkü artık biliyoruz ki önemli olan yalnızca kaç yıl yaşadığımız değil, o yılları nasıl yaşadığımızdır.
Son yıllarda tıpta sıkça kullanılan iki kavram var:
Yaşam süresi (lifespan) ve sağlıklı yaşam süresi (healthspan).
Hedefimiz yalnızca ömrümüze yıllar eklemek değil; yıllarımıza sağlık, hareket, üretkenlik ve bağımsızlık katabilmek.
İşte nörolongevity tam olarak bunu anlatır.
Peki bilim insanları, sağlıklı yaşlanan insanların ortak özellikleri konusunda bize neler söylüyor?
Yavaş yaşlanan insanların ortak özelliği maraton koşmaları değildir.
Onlar hareket etmeyi hayatlarının doğal bir parçası hâline getirirler.
Yürürler.
Merdiven çıkarlar.
Bahçeyle uğraşırlar.
Kaslarını kullanırlar.
Çünkü hareket yalnızca kaslarımızı değil, beynimizi de besler.
Eskiden yaşlanırken en çok kemiklere odaklanıyorduk.
Bugün biliyoruz ki kas kaybı, sağlıklı yaşlanmanın en büyük düşmanlarından biridir.
Kaslarımız;
Bu nedenle haftada birkaç gün direnç egzersizi yapmak, nörolongevity açısından en değerli yatırımlardan biridir.
Beyin kullanılmadığında tembelleşen bir organ değildir.
Ama yeni şeylerle karşılaşmayı sever.
Yeni bir dil öğrenmek…
Bir müzik aleti çalmak…
Bulmaca çözmek…
Yeni bir tarif denemek…
Yeni bir uygulama öğrenmek…
Yeni ortamlara uyum sağlamak…
Bütün bunlar beynin yeni bağlantılar kurmasına yardımcı olur.
İnsan beyni sosyal bir organdır.
Arkadaşlarla yapılan bir kahve sohbeti bile beynimiz için güçlü bir egzersiz olabilir.
Araştırmalar, sosyal izolasyonun bilişsel gerileme ve demans riskini artırabildiğini gösteriyor.
Bu nedenle dostluklar da beynimizin ilacı olabilir.
Uyurken yalnızca dinlenmeyiz.
Beynimiz de çalışmaya devam eder.
Gün içinde oluşan metabolik atıklar temizlenir, anılar düzenlenir ve öğrenilen bilgiler pekiştirilir.
Kaliteli uyku, beynimizin gece vardiyasıdır.
Hayatta stres tamamen yok edilemez.
Ancak kronik stres, beynin hafızadan sorumlu bölgelerini olumsuz etkileyebilir.
Nefes egzersizleri, yürüyüş, doğada zaman geçirmek, meditasyon veya sevilen bir hobi…
Herkesin kendine iyi gelen bir “fren sistemi” olmalıdır.
Beynimiz vücudumuzdaki oksijenin yaklaşık beşte birini kullanır.
Bu nedenle yüksek tansiyon, diyabet, kolesterol yüksekliği ve sigara yalnızca kalbi değil, beyni de etkiler.
Kalbimizi korumak aslında beynimizi de korumaktır.
Merak duygusu gençliğin değil, yaşamın göstergesidir.
Yeni insanlar tanımak…
Yeni şehirler görmek…
Yeni kitaplar okumak…
Beyin belirsizliği sevmez ama yeniliği sever.
Sabah yataktan kalkmak için bir nedeni olan insanların yaşam kalitesi daha yüksektir.
Bu neden;
torunlarla vakit geçirmek,
bir dernekte gönüllü çalışmak,
bahçeyle uğraşmak,
öğretmeye devam etmek,
resim yapmak…
Her insan için farklı olabilir.
Önemli olan, yaşamın içinde kendimizi hâlâ gerekli hissedebilmektir.
Belki de en önemli ortak özellik budur.
Sağlıklı yaşlanan insanlar kusursuz yaşamazlar.
Ama sürdürülebilir alışkanlıklar geliştirirler.
Ara sıra kaçırılan bir yürüyüş, yenilen bir tatlı ya da kısa süreli bir motivasyon kaybı onları yoldan çıkarmaz.
Çünkü onlar yarış değil, yaşam maratonunda olduklarını bilirler.
Bana göre sağlıklı yaşlanmanın tek bir sırrı yok.
Ancak ortak bir felsefesi var.
Her gün beynimize küçük yatırımlar yapmak.
Bazen yarım saatlik yürüyüş…
Bazen eski bir dostu aramak…
Bazen yeni bir kitap açmak…
Bazen torunumuzla oyun oynamak…
İşte beynimiz bu küçük yatırımların toplamını yıllar sonra bize geri verir.
Bugün kendinize şu soruları sorun:
✓ Bu hafta kaç gün yürüdüm?
✓ Son bir ayda yeni ne öğrendim?
✓ En son ne zaman bir dostumu aradım?
✓ Gece gerçekten yeterince uyuyor muyum?
✓ Kaslarımı güçlendirecek bir egzersiz yapıyor muyum?
✓ Hayatımda beni heyecanlandıran bir amaç var mı?
Bu soruların her biri, beyninizin geleceğine yapılmış küçük bir yatırım olabilir.
Yaş almak hepimiz için kaçınılmazdır.
Ancak nasıl yaş alacağımız, büyük ölçüde bugün verdiğimiz küçük kararlarla şekillenir.
Nörolongevity’nin amacı genç görünmek değildir.
Amaç; ilerleyen yaşlarda da düşünebilen, öğrenebilen, yürüyebilen, üretebilen ve sevdikleriyle birlikte yaşamın içinde kalabilen bir beyne sahip olmaktır.
Gerçek gençlik doğum tarihimizde değil, merakımızda, hareketimizde ve yaşamla kurduğumuz bağda saklıdır.
✓ Sağlıklı yaşlanmanın tek bir mucizesi yoktur; düzenli yapılan küçük alışkanlıklar büyük fark oluşturur.
✓ Kaslarımızı korumak, beynimizi korumanın da önemli bir parçasıdır.
✓ Sosyal ilişkiler, kaliteli uyku ve fiziksel aktivite beynimizin biyolojik yaşını etkileyen güçlü faktörlerdir.
✓ Yaşımızı değiştiremeyiz; ancak beynimizin dayanıklılığını artırabiliriz.
✓ Nörolongevity, yıllara yalnızca ömür değil; bağımsızlık, üretkenlik ve yaşam sevinci ekleyebilmektir.