Prof. Dr. Aynur Özge
Televizyonun karşısında günün yorgunluğunu atmak hepimize iyi gelir… Ama bir düşünün: Elinizde çay, gözünüz ekranda… O sahnede bağırışlar, tartışmalar, karanlık olaylar… Kalbiniz sıkışıyor, mideniz düğümleniyor, bazen nefesiniz bile daralıyor.
Peki bütün bunlar sadece “izlemekle” mi sınırlı kalıyor?
Maalesef hayır.
Sürekli stresli içeriklere maruz kalmak, beyin sağlığımızı tehdit eden sinsi bir alışkanlık haline gelebiliyor. Özellikle de Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıklar söz konusu olduğunda.
Beynimiz gerçek ile kurgu arasındaki farkı sandığımız kadar iyi ayırt edemez. Gerilim dolu bir dizi sahnesi izlediğinizde, beyniniz bunu “tehlike” olarak algılar. Sonuç? Vücutta stres hormonları (özellikle kortizol) hızla yükselir.
Kronik kortizol yüksekliği, beynin hafıza merkezlerinden biri olan hipokampusu olumsuz etkiler. Uzun vadede bu, hafıza problemlerine, odaklanma güçlüğüne ve bilişsel gerilemeye neden olabilir.
Elbette herkes arada sırada bir polisiye ya da dram dizisi izleyebilir. Ama:
O zaman beyninizin dinlenmesine değil, yıpranmasına zemin hazırlıyorsunuz demektir.
Araştırmalar, sürekli stres altında kalan bireylerde nöroinflamasyonun arttığını ve bunun da Alzheimer hastalığına zemin hazırladığını gösteriyor. Ayrıca stres hormonları, beyin hücreleri arasındaki iletişimi sağlayan yapıları zayıflatıyor.
Özetle:
Stresli içerik + tekrar eden maruziyet = Beyin için kronik yük!
“Ne İzlemeliyiz?” Diye Soranlara Samimi Tavsiyeler
Nasıl ki sürekli fast food yemek bedenimizi yoruyorsa, sürekli “stres içerikli yayınlar” izlemek de beynimizi yoruyor, yıpratıyor. Özellikle yaş aldıkça, izlediklerimizi seçmek bir keyif değil, bir sağlık önlemi haline gelmeli.
Sevgili okurlar,
Beyninizi korumak istiyorsanız, sadece ne yediğinize değil ne izlediğinize de dikkat edin. Stresli sahnelerden biraz uzak durun, kendinize ve zihninize huzur hediye edin.
Sağlıkla ve huzurla kalın…