Prof. Dr. Aynur Özge
Geçtiğimiz günlerde Medscape platformunda yayınlanan çarpıcı bir analiz, küresel sağlık gündemini sarsacak bir gerçeği gün yüzüne çıkardı: Artık nörolojik hastalıklar, kalp damar hastalıklarını ve bazı kanserleri bile geride bırakarak dünya genelinde en fazla özürlülüğe yol açan hastalık grubu haline geldi.
Üstelik bu listenin en başında yer alanlardan biri baş ağrısı bozuklukları: migren, gerilim tipi baş ağrısı ve kronikleşmiş baş ağrıları…
Peki bu ne anlama geliyor? Ve biz ne yapabiliriz?
Toplumda hâlâ birçok kişi tarafından “önemsiz bir baş ağrısı” gibi görülen migren, aslında bir beyin hastalığıdır.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), migreni iş gücü kaybı ve yaşam kalitesi düşüşü açısından en ağır özürlülük nedenlerinden biri olarak tanımlıyor. Kadınlarda 15–49 yaş arası dönemde en fazla engelliliğe yol açan ikinci hastalık…
Ama ne yazık ki çoğu zaman:
Biz hekimlerin yıllardır söylediği şey bugün artık verilerle ispatlandı:
Migren ve benzeri baş ağrısı hastalıkları erken tanınmalı ve bütüncül şekilde yönetilmelidir.
Bu ne demek?
✔ Tanı konduktan sonra sadece ilaç değil, yaşam biçimi düzenlemeleri yapılmalı,
✔ Gerekiyorsa önleyici tedaviler (profilaksi) erken dönemde başlanmalı,
✔ Girişimsel tedaviler (örneğin BOTOX, periferik sinir blokajları, CGRP temelli ilaçlar) uygun hastalara zamanında önerilmeli,
✔ Hasta yakını da bu sürece dahil edilmeli.
Uzun süre kontrol altına alınamayan baş ağrısı hastalarında:
Sevgili okurlar, baş ağrısı kader değildir.
Migren ya da diğer baş ağrısı bozukluklarıyla yaşayan kişiler için artık bilim çok şey biliyor.
Yeter ki doğru tanı konulsun, bireye özel yönetim planı oluşturulsun.
Toplumun bu konuda bilinçlenmesi için, siz de bu yazıyı paylaşın.
Belki bir baş ağrısını değil ama, bir kronikleşmeyi engellemiş olursunuz.