Prof. Dr. Aynur Özge
Bazen bedenimizin ağrıları, geçmişin gölgelerinde saklı olabilir… “Geçmiş geçti,” deriz ama bazı izler öyle derine işler ki, yıllar sonra bile kendini baş ağrısı, kas ağrısı, migren, hatta karın ağrısı gibi fiziksel belirtilerle gösterir.
Ve bilim diyor ki: Çocuklukta yaşanan duygusal travmalar, ilerleyen yaşlarda ağrı eşiğimizi düşürerek kronik ağrılara zemin hazırlayabilir.
Hayır. Travma her zaman büyük bir olay değildir.
Bir çocuk için;
…gibi durumlar da bedenin savunma sisteminde iz bırakabilir.
Çocuklukta duygularını ifade edemeyen, anlaşılmayan bir bireyin beyni, “tehlike algısını” hep açık bırakır.
Bu da ilerleyen yıllarda, ağrıya karşı daha hassas bir sistem anlamına gelir.
Sonuç?
Bilim Ne Diyor?
Araştırmalar, çocuklukta duygusal, fiziksel veya cinsel travma yaşayan bireylerde, erişkinlikte kronik ağrı yaşama riskinin belirgin şekilde arttığını gösteriyor.
Journal of Pain’de yayımlanan bir çalışmada, çocukluk çağı travmalarının sayısı arttıkça, fibromiyalji, baş ağrısı ve yaygın ağrı sendromlarının sıklığı da arttığı bulundu.
Yani travmalar sadece ruhu değil, bedeni de susuz bırakıyor.
Peki Ne Yapmalı?
Ağrının kökeni sadece kaslarda, damarlarda ya da sinirlerde olmayabilir.
Bazen ağrı, geçmişte ifade edilememiş bir korkunun, bastırılmış bir hüznün dışa vurumudur.
Ve bu yönüyle ağrı, sadece bir rahatsızlık değil…
Bir çağrıdır. “Benimle ilgilen” diyen bir iç sesin yankısıdır.
Sevgili okurlar,
Geçmişe dönüp şefkatle bakmak, bugünkü ağrılarınızı hafifletebilir.
Unutmayın: Ruhun iyileşmesi, bedenin de iyileşmesine yol açar.
Sağlıkla ve iç huzurla kalın.