Prof. Dr. Aynur Özge
Son yıllarda “beyin sağlığı” konuşulunca sıkça duyduğumuz bir molekül var: NAD+.
Kimi yerde “enerji molekülü”, kimi yerde “yaşlanma karşıtı anahtar” diye anılıyor. Peki Alzheimer söz konusu olduğunda NAD+ gerçekten umut veriyor mu, yoksa heyecanımız bilimden hızlı mı gidiyor? Gelin birlikte sakin ve bilimsel bir gözle bakalım.
NAD+ (nikotinamid adenin dinükleotid), hücrelerin enerji üretiminde, mitokondri fonksiyonlarında, DNA onarımında ve “hücresel stresle baş etme” süreçlerinde kritik rol oynayan bir moleküldür. Yaşla birlikte birçok dokuda NAD+ düzeylerinin azalabildiği; bunun da mitokondri performansı ve hücresel dayanıklılık üzerinde etkileri olabileceği düşünülüyor.
Beyin açısından bakarsak: enerji talebi yüksek bir organ olduğu için, “enerji-metabolizma” hattındaki küçük değişimler bile bilişsel süreçleri etkileyebilir.
Alzheimer hastalığında yalnızca “hafıza” değil; hücresel enerji dengesi, inflamasyon, mitokondri sağlığı, protein birikimi gibi pek çok biyolojik süreç de etkilenir. Bu nedenle NAD+’ı artırmaya yönelik yaklaşımlar, “beynin dayanıklılığını artırabilir mi?” sorusunu gündeme getiriyor.
1) Hayvan ve laboratuvar çalışmaları umut veriyor
Örneğin 2025’te Science Advances’ta yayımlanan bir çalışma, NAD+ artırmanın Alzheimer benzeri modellerde bazı nörolojik bozuklukları geri çevirebileceğine dair mekanistik bulgular sundu.
Benzer şekilde, 2024’te yayımlanan bir çalışma NMN gibi NAD+ öncüllerinin (prekürsörlerin) Alzheimer ile ilişkili bazı biyolojik süreçler üzerinde etkileri olabileceğini tartışıyor.
Bu çalışmalar “yol gösterici” olabilir; ancak hayvanda işe yarayan her şeyin insanda aynı etkiyi göstermeyebileceğini akılda tutmak gerekir.
Burada resim daha dengeli:
2) NR (nikotinamid ribozid) ile MCI çalışması: NAD+ artıyor, biliş net artmıyor
2024’te PubMed’de yer alan randomize, plasebo kontrollü bir çalışmada (MCI – hafif bilişsel bozukluklu yaşlı bireylerde) NR takviyesi kan NAD+ düzeylerini belirgin artırdı, iyi tolere edildi; ancak kognisyon üzerinde net bir iyileşme göstermedi.
Bu ne demek?
3) “Biyobelirteç ve mekanizma” odaklı insan verileri artıyor
Alzheimer alanında NR/NAD+ hattını biyobelirteçlerle değerlendiren çalışmaların derlendiği literatür de var; bu alanın “erken ama aktif” bir araştırma hattı olduğu görülüyor.
Halk arasında en çok konuşulanlar:
Bunlar “NAD+ öncülleri” olarak bilinir. Teorik olarak hücre NAD+ havuzunu artırmaya yardımcı olabilecekleri düşünülür.
Benim bu konudaki “net ve sakin” özetim şöyle:
NAD+ öncülleri “takviye” olarak pazarlanabildiği için, insanlar bazen hekime danışmadan başlayabiliyor. Oysa:
hepsi büyük resmin parçası.
Bu yüzden ben her zaman şunu öneriyorum:
Bir moleküle umut bağlamadan önce, beyin sağlığının temel taşlarını güçlendirelim (uyku, hareket, tansiyon/şeker kontrolü, işitme, sosyal-zihinsel aktivite). Takviye düşünülüyorsa da mutlaka deneyimli bir hekim tarafından bireysel risk–yarar değerlendirmesi yapılsın.
Son Söz
NAD+ konusu, Alzheimer araştırmalarında “gelecek vadeden” ama henüz kesin klinik karşılığı tam oturmamış bir başlık. Bilim ilerliyor; muhtemelen önümüzdeki yıllarda hangi hasta grubunda, hangi dozda, hangi biyobelirteç eşliğinde daha anlamlı sonuç alabileceğimizi daha iyi konuşacağız.
Sevgili okurlar, beyin sağlığında en güvenilir yatırım hâlâ şudur:
Düzenli uyku + hareket + damar sağlığı + zihinsel/sosyal canlılık.
Bunlar “moda” değil; kanıtı en güçlü yollar.