Prof. Dr. Aynur Özge
Migren yalnızca “başın içinde olan” bir hastalık değildir. Yıllardır migreni tetikleyen faktörleri konuşurken uykusuzluktan strese, açlıktan hormonal değişimlere kadar pek çok başlığı ele aldık. Ancak son yıllarda bilim dünyasında giderek daha yüksek sesle konuşulan bir konu var: bağırsaklarımızın beyinle olan yakın ve çift yönlü ilişkisi. Peki gerçekten bağırsaklarımız migren ataklarımızı etkileyebilir mi, yoksa bu sadece akademik bir merak konusu mu?
Bağırsaklarımız yalnızca sindirim yapan bir organ değildir. Aksine, kendi sinir ağı olan, bağışıklık sistemimizle sürekli iletişim hâlinde bulunan ve beyinle adeta “mesajlaşan” aktif bir merkezdir. Bu çift yönlü iletişim sistemine bağırsak–beyin ekseni adı verilir. Beyinden bağırsaklara giden sinyaller bağırsak hareketlerini ve salgıları etkilerken, bağırsaklardan beyne giden sinyaller ağrı algısını, ruh hâlini ve hatta migren atağı eşiğini değiştirebilir.
Migreni olan birçok kişi aynı zamanda şişkinlik, kabızlık, ishal, mide yanması veya irritabl bağırsak sendromu gibi sorunlardan da yakınır. Bu durum tesadüf değildir. Araştırmalar, migrenli bireylerde bağırsak florasının (mikrobiyotanın) daha dengesiz olabildiğini ve bu dengesizliğin vücutta düşük düzeyli ama sürekli bir inflamasyona yol açabildiğini göstermektedir. Bu inflamatuar ortam, migren atağını başlatan trigeminal ağrı yollarını daha hassas hâle getirebilir.
Bağırsaklarda yaşayan trilyonlarca bakteri; serotonin gibi nörotransmitterlerin üretimini, bağışıklık sisteminin verdiği yanıtları ve ağrıya duyarlılığı etkileyebilir. Bilinen bir gerçek şu ki, vücuttaki serotoninin büyük kısmı bağırsaklarda üretilir. Serotonin ise migrenin hem damar yapısı hem de ağrı mekanizmalarıyla yakından ilişkilidir. Bağırsak florasındaki bozulmalar, bu hassas dengeyi değiştirerek migren atağına zemin hazırlayabilir.
Stresli dönemlerde migren ataklarının arttığını biliyoruz. Ancak stres sadece beyni değil, bağırsakları da etkiler. Stres hormonları bağırsak geçirgenliğini artırabilir, “sızdıran bağırsak” olarak bilinen duruma yol açabilir ve inflamasyonu tetikleyebilir. Bu da migrenin hem sıklığını hem de şiddetini artıran bir döngü yaratır.
Migren tedavisi yalnızca ilaçlarla sınırlı değildir. Düzenli ve dengeli beslenme, liften zengin gıdalar, yeterli su tüketimi ve bağırsak florasını destekleyen yaşam tarzı alışkanlıkları migren yönetiminde destekleyici olabilir. Her migrenli için tek bir “mucize diyet” olmasa da, bağırsak sağlığını koruyan yaklaşımların migren atağı eşiğini yükseltebildiğini gösteren çalışmalar giderek artmaktadır.
Bağırsak–beyin ekseni artık sadece laboratuvarlarda tartışılan teorik bir kavram değildir. Migrenin karmaşık doğasını anlamada bize yeni bir pencere açmaktadır. Migreni yalnızca ağrı kesilecek bir baş ağrısı olarak değil; beyin, bağırsak, bağışıklık sistemi ve yaşam tarzının birlikte şekillendirdiği bütüncül bir durum olarak ele almak, geleceğin daha etkili tedavi yaklaşımlarının anahtarı olabilir.
👉 Unutmayalım: Beynimiz bağırsaklardan bağımsız çalışmaz. Bağırsaklarımıza iyi bakmak, belki de migrenle mücadelede sandığımızdan çok daha önemli bir adımdır.