Prof. Dr. Aynur Özge
Migren öldürmese de atakların şiddeti ve eşlik eden sorunlar nedeniyle sadece yaşayanı canından bezdirmez, aynı zamanda “iş ve eş kaybettiren” bir hastalık olarak ta tanımlanabilir. Şimdilerde müzmin migrenin daha fazla şeyler kaybettirdiğini de biliyoruz ama o konuyu size daha sonra aktaracağım. Bugün size migrende bu hastalığa özel olarak geliştirilmiş tedavilerden bahsedeceğim.
- Migren ataklarında klasik ağrı kesiciler çoğunlukla etki etmez, yada kısmen dindirse de hasta işine, yaşamına aynı kalitede geri dönemez. Oysa ki bu ağrı kesicileri, migren atağının başladığını hissettiği anda ve beraberinde bulantı önleyici bir ilaçla birlikte alsa daha iyi sonuç alır.
- ATAKLARI DİNDİREN ilaçların başında gelen ağrı kesici ilaçları erken zamanda ve doğru şekilde aldığı halde ağrısı bir saat içinde azalma eğiliminde değilse migren atak ilacı (Triptanlar dediğimiz Eletriptan veya Rizatriptan) almalıdır.
- Hiçbir migren hastası ayda 10 tabletten fazla ağrı kesici yada 6 tabletten fazla triptan kullanmamalıdır. Aksi halde bunlara bağlı daha kötü bir başağrısına geçiş gösterir.
O halde sık atak geçiren veya atakları günlerce süren hastalar ne yapmalıdır?
- ATAK ÖNLEYİCİ İLAÇLARI kullanmalıdır. Nedir bu ilaçlar?
- Flunarizin, propranolol, topiramat veya amitriptilin gibi ağızdan alınan ilaçlar uygun hastada olası yan etkileri bir hekim tarafından gözetilerek başlanabilir ve en az 6 ay kullanıldıktan sonra doktor kontrolünde kesilir.
- Migren ataklarını önleyen periferik sinir blokajı, tetik nokta uygulaması ve/veya ganglion blokajı ehil ellerde uygulanabilir. Hastanın durumuna göre bu tedaviye başka tedaviler eklenebilir yada tek başına uygulanabilir.
- Uygun vakalarda YALNIZCA 2 şişe Onabotulinum toksin-A içeren ilacın özel bir protokolle (PREEMPT Protokolü) BOTOX UYGULAMASI, migren için 31 temel nokta ve ilave 4 veya 6 noktaya uygulandığı enjeksiyonlar her 3 ayda bir yapılabilir.
- Yada antikor yapısından oldukları için “migren aşısı” olarak tanınan migrende artan CGRP maddesine karşı geliştirilen iğneler (Galkanezumab, Erenumab, Framanezumab) aylık olarak hastaların kendisi tarafından uygulanabilir. Bu tedaviler sadece ağrıları seyreltmekle kalmaz, aynı zamanda ağrıyla birlikte hastanın yaşantısını zorlaştıran ışık-ses-koku hassasiyeti gibi sorunları ve hatta migrene eşlik eden depresyonu dahi iyileştirir. Ve en güzel kısmı da iç organlara kayda değer bir yan etki göstermeksizin migrenli beyinde gösterirler etkinlerini.
- Yada ülkemize yakında gelecek olan, şimdilerde uygun hastalarda özel prosedürlerle sınırlı erişim imkanı olan “migren hapları” olarak bilinen ilaçlar uygun şekilde verilir.
- Son olarak dirençli olgularda özel prosedürlerle ve deneyimli ellerde sınırlı etkiye sahip beyin uyarımı yöntemleri (tDCS gibi) eklenebilir.
- Bazen de öyle hastalar olur ki ağrıları dindirmek için bu seçeneklerin birkaçını birden uygulamak zorunda kalırız.
Oysa migren ağrısı çekenler bilir ki var olan bu çözümlerin büyük kısmı ülkemizde sınırlı imkanlarla ulaşılabilir durumdadır. Yine maalesef ki pek çoğu sosyal güvence sisteminin kapsamının dışındadır. Bu da sadece maddi imkânı olan veya koşullara uygun özel sigortası olanların migrenlerine geçerli çözüm üretebildiği bir noktaya götürür bizi. Oysaki Türkiye Migren Raporunda (https://migraine-pain.org/turkiye-migren-raporu-yayinlandi/) da Küresel Migren ve Ağrı Derneği olarak belirttiğimiz ve yetkili makamlarla paylaştığımız gibi SGK aslında bu tedavilerin parasını ağrısı dinmeyen hastanın tekrarlayan acil başvurusu, doktor doktor derman araması ve çekilen bilmem kaçıncı beyin filmi yoluyla çok daha fazlasıyla ödemektedir. Üstüne de sağlık siteminin artan yükü hem hastaları hem de hekimleri çözümsüz bir sarmalda boğmaktadır. Bu tedaviler dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi belirli kurallar dahilinde uygun hastalarda sosyal güvenlik sistemi dahilinde ulaşılabilir olmalıdır.
Diyeceğim odur ki migren bazen cinsiyet ayrımcılığından olumsuz yönde nasibini alan, hasta olan kişinin “kafaya takmasıyla oluşan” basit bir başağrısı değildir. O kişinin saçının telinden tırnağının ucuna kadar neredeyse her hücresine bir yönüyle etki eden çok daha karmaşık bir durumdur. Bize düşen onu anlamaya çalışmak ve ağrıyı çeken beyine bütüncül bir yaklaşımla ağrı ve onun artçı sarsıntılarının etkisini bir an önce düzeltmek için ne gerekiyorsa yapmaktır. Burada sağlıktan tasarruf yaparken aslında ne yaptığımızı bilmekte fayda var diye düşünüyorum. Hastalarımızın bu anlamda sorunlarına sahip çıkmaları ve demokratik yollarla seslerini duyurmaları çözüm yolunda mutlaka anlamlı bir ışık yakacaktır.
Ağrısız günleriniz olsun….