Prof. Dr. Aynur Özge
Bir dönem sadece “zayıflama ilacı” olarak bilinen bazı moleküller, bugün tıbbın en zorlu alanlarından birinde, Alzheimer hastalığında umut ışığı olarak gündemde.
Evet, bahsettiğimiz ilaçlar GLP-1 (Glukagon Benzeri Peptid-1) grubu ilaçlar: semaglutid, tirzepatid ve benzerleri.
Kilo kontrolü ve diyabet tedavisinde mucizevi etkiler yaratan bu ilaçlar, şimdi beyin hücrelerini koruma potansiyeli nedeniyle nöroloji dünyasında heyecan yaratıyor.
GLP-1 aslında vücudumuzda doğal olarak üretilen bir hormondur.
Görevi sadece kan şekerini düzenlemek değil; beyin, damar ve sinir hücreleri arasında denge sağlamaktır.
Bu hormon, beyin hücrelerinde şu etkileri gösterir:
Yani GLP-1’ler sadece metabolizmayı değil, beynin enerji sistemini de düzenler.
Alzheimer hastalığında beyin hücreleri, tıpkı “şekeri yakamayan motorlar” gibi davranır.
Glikozu etkin kullanamadıkları için enerji açığı oluşur.
Bu durum, zamanla hücre kaybına, hafıza zayıflamasına ve iletişim kopukluklarına yol açar.
GLP-1 ilaçlarının burada devreye girdiği düşünülüyor.
Bu ilaçlar, beyinde insülin benzeri sinyalleri güçlendirerek nöronlara yeniden enerji sağlar.
Yani Alzheimer beyni için, adeta “yakıt takviyesi” gibidir.
Hâlihazırda dünya çapında iki büyük Faz 3 klinik çalışma yürütülüyor:
Eğer beklenen etki doğrulanırsa, bu ilaç:
“Başka bir hastalık için geliştirilmiş olup, Alzheimer’a yönelik ilk yeniden konumlandırılmış (repurposed) tedavi” olacak.
Bu da Alzheimer tedavisinde yeni bir dönemin kapısını aralayabilir.
Aslında beyin ve metabolizma arasında güçlü bir bağ var.
Beyin vücuttaki tüm glikozun yaklaşık %20’sini kullanır.
Fazla kilo, insülin direnci ve inflamasyon, bu enerji alışverişini bozar.
GLP-1 ilaçları:
Yani kilo kontrolü sağlanırken, beyin de adeta rahat nefes alır.
Eğer bu ilaçlar Alzheimer’ın ilerlemesini yavaşlatmada başarılı olursa, bu durum sadece bir tedavi değil, önleyici bir strateji anlamına gelecek.
Çünkü aynı grup ilaçlar diyabet, obezite, uyku apnesi ve damar hastalıklarını da düzenliyor — bunların hepsi Alzheimer için bilinen risk faktörleri.
Yani tek bir mekanizma üzerinden, birçok beyin sağlığı riskini birden azaltmak mümkün olabilir.
Bu da “beyin dostu metabolizma” çağının başladığının göstergesi olabilir.
Bu ilaçlar mucize değildir.
Henüz Alzheimer için resmen onaylanmamış, araştırma aşamasındadır.
Ancak bilim dünyası ilk kez, metabolik tedaviyle beyni onarmaya bu kadar yakın hissediyor.
Bu süreçte herkesin yapabileceği en önemli şey:
☀️ Son söz
Kilo ve beyin sağlığı arasındaki çizgi düşündüğümüzden çok daha incedir.
Bugün zayıflama ilacı olarak gördüğümüz bir molekül, yarın nöronların yaşam umudu olabilir.
Belki de Alzheimer’ı önlemenin yolu, beynin değil, metabolizmanın dengesinden geçiyor.
Bilim ilerliyor, umut büyüyor.
Ve belki de geleceğin en etkili beyin ilacı, çoktan eczanelerimizde yerini aldı bile.
Sağlıkla, umutla ve berrak bir zihinle kalın.
Daha fazla okuma için: