Migren atakları ayda birkaç kez tekrarladığında, uzun sürdüğünde veya kişinin iş, aile ve sosyal yaşamını belirgin biçimde etkilediğinde yalnızca atak sırasında ilaç almak yeterli olmayabilir. Bu noktada koruyucu tedavi gündeme gelir.
Koruyucu tedavinin amacı migreni tamamen ortadan kaldırmak değildir. Hedef:
Bugün elimizde klasik koruyucu ilaçlardan CGRP hedefli tedavilere ve botulinum toksine kadar çok sayıda seçenek bulunuyor. Bu çeşitlilik önemli bir avantaj sağlarken yeni bir soruyu da beraberinde getiriyor:
Koruyucu tedavi kararı yalnızca baş ağrılı gün sayısına göre verilmez. Atakların süresi, şiddeti, günlük yaşam üzerindeki etkisi ve akut tedaviye verilen yanıt birlikte değerlendirilir.
Aşağıdaki durumlarda koruyucu tedavi düşünülebilir:
Koruyucu tedaviye başlamak için kişinin ayın yarısını ağrıyla geçirmesini beklemek gerekmez. Erken ve doğru müdahale, hastalık yükünün büyümesini önleyebilir.
Evet. Migren korunmasında uzun yıllardır kullanılan ve etkinliği gösterilmiş çok sayıda ilaç vardır. Bunlar başlangıçta migren için geliştirilmemiş olsalar da migren biyolojisini etkileyebilir.
Başlıca seçenekler arasında:
yer alır.
Bu ilaçların en büyük avantajlarından biri, migrenle birlikte bulunan başka bir sağlık sorununu da hedefleyebilmeleridir.
Örneğin hipertansiyonu olan bir kişide tansiyon üzerinde de etkili bir koruyucu düşünülebilir. Uyku sorunu veya depresyon eşlik ediyorsa, buna uygun bir seçenek tercih edilebilir. Epilepsisi bulunan bir hastada her iki hastalığa da etki edebilecek bir tedavi faydalı olabilir.
Ancak aynı özellik, yanlış seçimde dezavantaja dönüşebilir. Astımı olan bir kişide bazı beta blokerler uygun olmayabilir. Kilo alma kaygısı, düşük tansiyon, böbrek taşı öyküsü, bilişsel yakınmalar, gebelik planı veya başka ilaçlarla etkileşim tedavi seçimini değiştirebilir.
Klasik koruyucuların etkisi çoğunlukla düşük dozda başlayarak dozun yavaş artırılmasıyla değerlendirilir. Bir ilacın başarısız olduğuna karar vermeden önce, tolere edilen uygun dozda yeterli süre boyunca kullanılıp kullanılmadığı kontrol edilmelidir.
CGRP, trigeminal sinir sistemi tarafından salgılanan ve migren atağının oluşumunda önemli rol oynayan bir nöropeptiddir. CGRP hedefli tedaviler, doğrudan migren biyolojisi dikkate alınarak geliştirilmiştir.
Bu tedaviler iki ana gruba ayrılır:
Monoklonal antikorlar, CGRP molekülünü veya onun reseptörünü hedefler. Genellikle ayda bir ya da üç ayda bir cilt altına uygulanır; bazı seçenekler ise damar yoluyla belirli aralıklarla verilir.
Avantajları arasında:
Enjeksiyon yerinde reaksiyon, kabızlık ve bazı ürünlerde kan basıncıyla ilgili dikkat gerektiren durumlar görülebilir. Gebelik ve emzirme dönemlerine ilişkin veriler sınırlıdır. İleri kalp-damar hastalığı bulunan kişilerde de kişisel risk değerlendirmesi yapılmalıdır.
Gepantlar, CGRP reseptörünü bloke eden küçük moleküllerdir. Bu gruptaki bazı ilaçlar atak tedavisinde, bazıları koruyucu tedavide, bazıları ise her iki amaç için de kullanılabilir.
Ağızdan alınmaları, enjeksiyon istemeyen kişiler açısından avantaj sağlayabilir. Ancak karaciğer ve böbrek işlevleri, eş zamanlı kullanılan ilaçlar ve olası etkileşimler dikkate alınmalıdır.
Monoklonal antikorlar ile gepantların aynı biyolojik yolu hedeflemesi, bu ilaçların tamamen aynı olduğu anlamına gelmez. Uygulama sıklığı, vücutta kalış süresi, ilaç etkileşimleri ve hasta tercihleri farklılık gösterebilir.
Güncel Amerikan Baş Ağrısı Derneği yaklaşımı, CGRP hedefli tedavilerin uygun hastalarda mutlaka birkaç klasik ilaç başarısız olduktan sonra kullanılacak son basamak seçenekleri olmadığını; ancak ilk seçenekler arasında değerlendirilebileceğini vurgulamaktadır.
Bu, klasik tedavilerin değersizleştiği anlamına gelmez. Tedavi yelpazesinin genişlediğini ve kişinin özelliklerine göre daha erken bir seçim yapılabileceğini gösterir.
Botulinum toksin tip A, özellikle kronik migren tedavisinde kullanılan kanıta dayalı bir seçenektir. Kronik migren, genel olarak 3 aydan uzun süre boyunca ayda en az 15 baş ağrılı gün bulunması ve bu günlerin en az 8’inde migren özelliklerinin görülmesiyle tanımlanır.
Tedavi, baş ve boyun çevresindeki belirlenmiş kas bölgelerine çok sayıda küçük enjeksiyon şeklinde uygulanır. Genellikle 12 haftada bir tekrarlanır.
Botulinum toksininin etkisi yalnızca kasları gevşetmek değildir. Migren ağrısıyla ilişkili sinir uçlarından bazı nöropeptidlerin salınmasını azaltarak çevresel ağrı sinyallerinin merkezi sinir sistemine taşınmasını düzenler.
Özellikle:
Enjeksiyon bölgesinde ağrı, geçici boyun güçsüzlüğü veya göz kapağında düşme gibi yan etkiler görülebilir. Uygulamanın migren konusunda deneyimli bir hekim tarafından, standart anatomik protokole uygun yapılması önemlidir.
Botulinum toksin episodik migrende rutin koruyucu tedavi değildir. En önemli kullanım alanı kronik migrendir.
Bazı kronik ve tedaviye dirençli migren hastalarında tek bir koruyucu tedavi yeterli olmayabilir. Farklı mekanizmaları hedefleyen tedavilerin birlikte kullanılması gündeme gelebilir.
Botulinum toksini ile CGRP hedefli bir tedavinin birlikte kullanılması, seçilmiş kronik migren hastalarında düşünülebilir. Benzer şekilde, bir koruyucu tedavi sürdürülürken uygun bir gepant atak ilacı olarak kullanılabilir.
Ancak her kombinasyonun gerekli, güvenli veya ekonomik açıdan sürdürülebilir olduğu varsayılmamalıdır. Birlikte tedavi kararı:
Koruyucu tedavi planında şu özellikler birlikte değerlendirilmelidir:
İğneden çekinen bir kişi için ağızdan kullanılan seçenek daha sürdürülebilir olabilir. Her gün ilaç almayı unutan bir kişide aylık uygulama avantaj sağlayabilir. Birden fazla ilaç kullanan hastada etkileşimi az bir seçenek öne çıkabilir.
En etkili tedavi, hastanın kullanamadığı veya sürdürmek istemediği tedavi değildir.
Tedaviye başlamadan önce ölçülebilir hedefler belirlenmelidir. Bu nedenle baş ağrısı günlüğü önemlidir.
Başarı yalnızca baş ağrılı günlerin yarı yarıya azalması değildir. Şu değişiklikler de anlamlıdır:
Bazı tedavilerde ilk etki erken görülebilir; ancak gerçek değerlendirme için çoğunlukla birkaç aylık izlem gerekir. Botulinum toksinde veya bazı koruyucu tedavilerde birden fazla tedavi döngüsü gerekebilir.
Kısmi fakat değerli bir yarar sağlayan tedavi, otomatik olarak başarısız kabul edilmemelidir. Gerektiğinde doz düzenlenebilir, başka bir seçenekle değiştirilebilir veya uygun hastada kombine bir yaklaşım planlanabilir.
Düzenli uyku, öğünlerin atlanmaması, yeterli sıvı alımı, sürdürülebilir egzersiz ve stres yönetimi migren tedavisinin temel parçalarıdır. Ancak orta veya ağır migreni olan bir kişiye yalnızca yaşam tarzı önerileri vermek yeterli değildir.
Benzer şekilde, ilaca başlamak da uyku bozukluğunu, aşırı kafein kullanımını, hareketsizliği veya sürekli ağrı kesici kullanımını göz ardı etmek anlamına gelmemelidir.
En iyi sonuç çoğunlukla biyolojik tedavi ile günlük yaşam düzeninin birlikte ele alınmasıyla elde edilir.
Migreni önlemek için klasik koruyucu ilaçlar, CGRP monoklonal antikorları, koruyucu gepantlar ve kronik migrende botulinum toksini gibi güçlü seçeneklerimiz var. Ancak bu seçenekler bir yarışın rakipleri değildir.
Doğru soru “En yeni tedavi hangisi?” değil:
“Benim migren özelliklerime, sağlık durumuma, yaşam biçimime ve tedavi hedeflerime en uygun seçenek hangisi?”
Migren korunmasında başarı, herkese aynı basamakları uygulamakla değil; doğru tedaviyi doğru kişide, yeterli süreyle kullanmak ve sonuçları düzenli olarak ölçmekle mümkündür.